Nakkaşlardan günümüze halı tasarımcıları

Günümüzde halı tasarımcılığı adı altında sürdürülen meslek, Anadolu kadınının elinde “isimsiz tasarımcıların” eserleriyle varlığını sürdürüyor.

Osmanlı Dönemi’nde ise, nakkaşların yerine getirdiği bu sanat, en parlak yıllarını 16. yüzyılda yaşamış ve Acemli sanatkârların gelmesiyle birlikte yeni bir şekil almıştır.

Bugün de halı endüstrisinin hızla ilerlemesi, halı tasarımcılığını gençler tarafından sıklıkla tercih edilen bir meslek haline getiriyor ve halı tasarımcılığı bir meslek olarak neredeyse ikinci kez keşfedilmenin keyfini yaşıyor.

Bir yandan üniversitelerde verilen eğitim, bir yandan da genç halı tasarımcılarını teşvik eden tasarım yarışmaları, halı tasarımının nakkaşlıktan bugüne uzanan yolculuğunu güçlendiriyor.

Osmanlı Dönemi’nde esnaf teşkilatına bağlı olarak sarayda, padişah için çalışan, halılar için yeni motifler, desenler üreten nakkaşların yerini, Anadolu’ya geçildiğinde “isimsiz tasarımcılar” yani Anadolu kadını alır.

Günümüzde ise, halı endüstrisi geliştikçe, daha da cazip bir hale gelen ve “halı tasarımcılığı” adını alan meslek, üniversitelerde Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü altında, akademik bir nitelik kazanıyor ve yeni tasarımcılarla birliktegelişmeye devam ediyor.

Halı tasarımcılığı, Osmanlı’daki adıyla “nakkaşlık”, tarih içindeki gelişimini büyük ölçüde Acemli sanatkârlar yoluyla yaşamıştır.

Nakkaşların, halı sanatındaki en özel örneklerine 16. yüzyılda, Kanuni Sultan Süleyman Dönemi’nde rastlanır.

Bu dönemde İran nakkaşlarından Şah Kulu Nakkaş, Osmanlı sarayına getirilir. Şah Kulu Nakkaş, saraydaki müstakil atölyesinde bir yandan yeni eserler ortaya çıkartırken, bir yandan da yeni nakkaşlar yetiştirir.

En önemli Osmanlı nakkaşlarından Sinan Bey, Baba Nakkaş, Kara Memi, Nakkaş Osman, Matrakçı Nasuh, Seyyid Lokman, Levni gibi nakkaşlar eserleriyle bugün bile hala, birçok sanatçıya ilham vermektedirler.

Saray Nakkaş Başı Şah Kulu’nun eserlerinde görülen, yaprakların birbirini keserek çıkan tarzı, “saz üslubu” adını alarak Osmanlı halılarına yansıtılmıştır. Bu üslup, Şah Kulu’ndan sonra Nakkaş Başı olan Müzehhip Kara Memi’nin geliştirdiği ve “Türk Çiçekleri” adını alan lale, sümbülî, karanfili, gül ve bahar açmış dallar gibi natüralist bir üslupla birleşerek, Osmanlı halı sanatındaki çok zengin saray üslubunun ortaya çıkmasına kapı açmıştır.

Bu dönemde saray nakkaşları, emeklerinin bir karşılığı olarak sultanlara hediye sunulan bazı özel halılar için, çok yüksek armağanlarla ödüllendirilmişlerdir.

Her ne kadar Osmanlı nakkaşları, Acemli sanatkârlardan etkilenmiş olsalar da, İran halılarının desen anlayışı, Osmanlı saray üslubu desenlerinden birçok yönüyle farklı özellikler taşır. Osmanlı nakkaşları, bitkisel imgeleri gerçeğini sadece hatırlatmak istercesine çok zarif bir şekilde kullanmışlardır.

Figüratif Osmanlı üslubu desenler, geleneksel Anadolu köy el halılarından farklı olarak, Osmanlı nakkaşları tarafından atölye şartlarında hazırlanan, gelişmiş tezgâhlarda biraz da siparişe göre dokunan endüstri hammaddeli, ticari amaçlı ve prestij ürün nitelikleriyle geleneksel el halılarından ayrılır.

16. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, geleneksel Türkmen yorumu ve tasarımına yansımış halıcılık anlayışından farklı olarak, nakkaşhanelerin geleneksel tasarım üzerindeki dominant etkisi görülür. Bu dönemde nakkaşlar tarafından, atölye şartlarında ve daha kontrollü olarak uygulanan örnekler hâkim olmaya başlar.

Batı Anadolu’da, saraya bağlı olarak çalışan atölyelerde iş akışı düzenleri fermanlarla oluşturulmuş ve siparişler saraya bağlı olarak uygulanmıştır. “Madalyonlu Uşak”, “Kuşlu Uşak” ve “Yıldızlı Uşak” olarak bilinen geleneksel tasarımlar, en başarılı örneklerini bu dönemde vermişlerdir.

17. yüzyıl başlarında saray çevresi ve Batı Anadolu’daki Uşak Atölyeleri dışında Anadolu’nun mahalli ve geleneksel köy ev tezgâhlarında, çok ender özellikte halı grupları oluşmaya başlamıştır.

Bu gruplar içinde Şarkışla halıları ayrı bir önem taşır. Bu halılar, gerek teknik yapısındaki alternatif çözgü tellerinin kullanılması, gerekse motif ve desen karakterlerindeki kendine özgü ve benzeri olmayan yapısıyla diğer örneklerden ayrılırlar.

Osmanlı nakkaşları, halılarında sonsuza değin uzanan zemin desenini kullanmışlardır.

Madalyon motifi ise bu zemin üzerinde ikinci derecede önemlidir.

Bu örnekler, dönemin kumaş, kilim, çini, tezhip ürünlerinde görülen üslup birliğinin halı sanatındaki temsilcileridir.

Bu halılar, 18. yüzyıla kadar tutarlı bir üslupla yapılmışlar, ancak zamanla inceliklerini yitirmelerine rağmen natüralist görünüşlerini koruyacak biçimde varlıklarını sürdürmüşlerdir.

Bugüne gelindiğinde ise, bir taraftan Anadolu’daki kadınlar, geleneksel motifleri işleyerek kendi yorum ve duygularını yansıttıkları halılarda, bir geleneği devam ettiriyorlar.

Diğer bir taraftan da, birbirinden başarılı halı tasarımcıları yarattıkları modellerle dünya çapında başarılara imza atarak, Türk halıcılığını farklı bir çizgiye taşıyorlar.

Halı tasarımcılığı, halı endüstrisi geliştikçe daha da çok tercih edilen bir meslek olmaya devam ediyor, yeni tasarımcılar için yapılan yatırımlar ise, Türkiye’deki halıcılığın yakın gelecekte kazanacağı büyük başarıların, bu gün atılan tohumlarını oluşturuyor.